Köşe Yazıları

Şuayip ÖZCAN
 EBU’L GAZİ BAHADIR HAN
Yaşar YENİÇERİOĞLU
 UNESCO FAALİYETLERİ
Yrd.Doç.Dr. Güllü KARANFİL
 Gagauzlarda KURT ve Adları
Gemer MÜRŞÜTLÜ
 BAKIDAN KOSMOSA UZANAN YOL
Vildan BORMAMBET
 Romanya’da XIV. Türk Dili ve Edebiyatı
Osman EMİN
 Makedonya'da Türküm
Arif MEMMEDLİ
 XX Esrın Facıesı - Hocalı Soykırımı
Melahat MÜRŞÜDLÜ
 Beni Bulunduğum Yerde Defnedin


Duyurular


Ses Bayrağımız

Türkleri iyi tanıyabilmek için Türkçeye yakından bakmak zorundayız. Türk dili “Âlimler oturup özel olarak hazırlamışlar” dedirtecek mükemmelliktedir. Bugün yaşayan dünya dilleri arasında, en eski yazılı belgelere sahip olan bir dil olarak, günümüzden beş bin yıl önce bağımsız ve iki kollu bir dil olarak varlığını ispatlamıştır.

Ayrıca Türkçe devamlılık özelliğine sahip bir dildir. Günümüz dünyasında toplam yedi bin dilden, dünya nüfusunun %85’nin konuştuğu seksen beş dil arasında 300-350 milyon insanın konuştuğu ana dilidir. Türkçe; Çince, İngilizce, İspanyolca ve Hintçenin arkasından konuşulan en yaygın dil özelliğine sahiptir.

Bir milleti ayakta tutan, onun varlığını ve devamını sağlayan, milli şuuru besleyen, bir millete mensup olma hazzını veren ve bireylerini bir birlerine yaklaştırarak, onlar arasında birlik yaratan unsur olarak dilin, millet hayatındaki yeri çok önemlidir. Öyle ki milletin varlığı dilin varlığı ile mümkündür.

Ortak değerlerin oluşmasında, paylaşılmasında, nesilden nesile aktarılmasında, milletin varlığının devam ettirilmesinde dil, çok önemlidir. Çünkü bir millete mensup olmanın birinci şartı aynı dili konuşmaktır. Dil; milletin ortak kültürüyle yol alarak varlığını devam ettirir. Milleti oluşturan bireyler arasında birleştirici bir rol üstlenen dil, aynı zamanda ortak milli şuurun ortaya çıkmasına hizmet eder. Milli birliği ve beraberliği sağlar.

Dil; Toplulukları milletleştiren sosyal ve milli bir temel olgudur. Onları yığın olmaktan kurtarıp, inanç, ülkü, zevk, gönül ve kültür birliğinin zemininde bağımsız bir millet yapan yegâne unsurdur. Bu sebeple dil, en az din, vatan, bayrak, gelenek-görenek kadar önemli bir değerdir.

Milli varlığın korunmasıyla, dilin korunması arasında çok sıkı bir ilgi vardır. Dil sayesinde geçmiş ve gelecek bizim için gerçek haline gelir. Dilini unutmayan fakat bağımsızlığını kaybeden bir toplum milliyetini koruyor demektir. Bu toplum bağımsızlığını kazanıp bir devlet kurarak, bir millet olarak yeniden tarih sayfasına çıkabilir.

Bir milletin kültürel değerlerini oluşturan ve o milleti ayakta tutan; edebiyatı, sanatı, bilim ve tekniği, dünya görüşü, ahlak anlayışı, müziği…..geçmişten günümüze ancak dil sayesinde aktarılmaktadır. Dolayısıyla dilin korunmasıyla milli varlığın korunmasını aynı seviyede algılamak gerekir.

Bütün bu konulardaki birlik, ancak tarih içinde uzun bir beraberliğin, yani ortak bir geçmişin eseri olarak meydana çıkar. Böylesine büyük bir dilin gücünden korkanlar elbette olacaktır. Bu nedenledir ki dilimizin gücünden korkan bazı emperyalist güçler Türkçeden ilim dili olmayacağını ifadeyle dilimizi yozlaştırmaya, insanlarımızı kendilerine hayran yapmayı yeğlemişlerdir.

Atatürk: Böylesine büyük bir dil olan Türkçenin önemini anlatırken “Milli his ile dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir. Dilin milli ve zengin olması milli hissin gelişmesinde başlıca etkendir. Türk dili, dillerin en zenginlerindendir; yeter ki bu dil şuurlu işlensin” demektedir. Bir başka ifadesinde ise “Türk milleti, geçirdiği nihayetsiz felaketler içinde ahlakın, ananelerinin, hatıralarının, menfaatlerinin, kısacası bugün kendi milliyetini yapan her şeyin dili sayesinde muhafaza olduğunu görüyor” diyerek dilin önemine vurgu yapmıştır.

Türkçenin önemini herkese anlatabilme adına ve Türkçeyi dünya dili yapma uğruna çalışmalarına hız veren Atatürk, 26 Eylül 1932 yılında “Dil kurultayını toplar” Bu yıl 82. Yıl dönümünü idrak ettiğimiz şu günlerde Türk dili ile ilgili birçok tartışmaların yapıldığına şahit oluyoruz. Bu tartışmaların Türk dilinin bir dünya dili olması yerine bitirilmesine yönelik olduğunu görüyoruz.

Zira bu gün dünyanın hiçbir yerinde yaşanmayan, sadece bize mahsus olan İmam Hatip Liselerinde Türkçenin yasaklandığını üzülerek müşahede ediyoruz. Bununla da kalınmayarak aynı ülkenin çocuklarının farklı dillerde eğitim yapmaları için çalışmalar yapılıyor. Sokaklarımızda, işyerlerinde ve bir kısım resmi kurumların isimlerinin ve tabelalarının yabancı isimlerden oluştuğunu görünce Türkçemizin içine düştüğü vahameti üzülerek izliyoruz.

Eğitimin ülke kalkınmasında ne kadar önemli olduğu tartışılmaz bir gerçektir. Eğitimci ile öğrenci arasında en önemli iletişim dil olduğuna göre kullanılan dilin çok iyi bilinmesi ve kullanılması gerekmektedir. Milli Eğitim Bakanlığı ise bu konuda gereken hassasiyetleri göstermediği gibi, dilimizin yozlaşıp yok olması için bir çalışma yapmaktadır.

Öyleyse, her Türküm diyenin temel görevi; Türk dilini muhafaza etmek ve gelişimini sağlayarak dünyada ki haklı yerini almasını sağlamaktır. Türkçe; Türküm diyen herkes için varlık nedeni olan kutsal bir hazine ve ses bayrağıdır. Bayrak ait olduğu yerden inerse o millet yok olmuş demektir.

 

Copyright ©2008 ilbay